Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu'nun "frankfurter Allgemeine Zeitung"a (faz) Verdiği Mülakatın Tercümesi

Frankfurt Başkonsolosluğu 02.08.2016

1. “Türkiye’de insanlar Erdoğan’ı seviyor”

"Ve idam cezasını istedikleri söyleniyor. Bunun nasıl olduğunu Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu anlatıyor

Sayın Bakan, resmi Türk tablosu doğruysa, 15 Temmuz’daki darbe teşebbüsü Amerikan istihbarat servisleri için de bir başarısızlık örneği idi: Pensilvanya’nın bir yerinde yaşlanan bir Müslüman vaiz askeri darbe planlıyor, ancak CIA ve FBI’ın bundan haberi olmuyor. Ya da – daha da vahim – haberleri oluyor, ancak Ankara’daki NATO ortağından bunu saklıyorlar. ABD’ye karşı güveniniz sarsılmış olmalı.

ABD’nin veya başka ülkelerin istihbaratlarının darbe hazırlıklarından haberdar oldukları ve bunu bizimle paylaşmadıkları sonucuna varmak bu aşamada ve yeterli derecede kesin bilgiye sahip olmadan yanlış. Bir gerçek ama ortada duruyor: Gerek Türkiye’deki gerek yurtdışındaki istihbaratların zafiyeti ile karşı karşıyayız. Normalde dost ülkelerin istihbaratları, bilgilerini birbirleri ile paylaşırlar. 15 Temmuz’daki darbe teşebbüsü Türk Silahlı Kuvvetlerinin içinde küçük bir grup tarafından desteklenmesine rağmen, istihbaratların bu kadar geniş bir teşebbüsün hazırlığından önceden bilgi edinememiş olmaları büyük bir zafiyet işaretidir.

Türk istihbaratlarını da özellikle eleştiriniz kapsamında tutuyor musunuz?

Evet, bunu da zaten kabul etmiştik. Ancak, Fethullah Gülen terör örgütünün bu darbe planının ordu içinde yapılmasından ve genelde silahlı kuvvetlerin ve özelde Türk Silahlı Kuvvetlerinin içine kapanık, kapalı devre sistemler olduklarından dolayı, bilgiye erişmek de tabiatıyla kolay olmadı. Ancak darbe teşebbüsü ABD’de yaşayan bir kişi tarafından organize edildi. Bu nedenle bu ülkedeki gizli servisler ve ilgili merciler esasen bu konuda en çok bilgi sahibi olmaları gerekir.

Şimdi dünyanın en güçlü istihbarat servisleri vakitlice bu darbe planı hakkında bilgiye erişemediyse – Türkiye talep ettiği Fethullah Gülen’in iadesini sağlamak için ABD’ye yeterli deliller sunabilecek mi?

Onun terör örgütünün bu darbe teşebbüsünün arkasında olduğundan herhangi bir şüphe bulunmuyor. Bunu, onların ordumuza bağlantılarının deşifre edilmesi nedeniyle de biliyoruz. Darbe gecesi Genelkurmay Başkanımızı derdest eden kişi, onu Fethullah Gülen’le görüştürmek istedi. Darbecilerin terör örgütü ile bağlantıları tespit edildi. İtiraf edenler var. Bu örgütle bağlantıları nedeniyle uzaklaştırılan bazı eski polisler de bu darbenin içinde yeraldı. Bunlardan birisi darbe gecesinde tankın içinde yakalandı. Terör grubuyla bağlantısı nedeniyle polis teşkilatından uzaklaştırılan bir kişinin, tankın içinde ne işi var? Darbenin başarılı olması durumunda yerimize geçecek kişilerin isimlerinin bulunduğu listeleri de bulduk – hepsi sözkonusu terör örgütü ile bağlantılı kişiler. Tüm bu bilgileri ABD ile paylaşacağız ve Gülen’in iadesini talep edeceğiz. Ancak önce Gülen’in geçici tutuklanmasını talep ettik. Amerikalıların Gülen’in başka bir ülkeye kaçmasına izin vermemeleri gerekiyor.

Sizdeki bilgilere göre böyle bir niyeti mi var? Nereye?

Bu konuyla ilgili bazı bilgiler aldık. Belli ülkelerdeki yandaşları, onun gelişi için şimdiden hazırlıklara başladılar.

Bütün bu şeyleri isnat ettiğiniz kişilerin şimdi yargılanması öngörülüyor. Öngörülen davaların – Münih’teki NSU Davasının Türk diplomatları ve gazetecileri tarafından izlenmesi örneğinde olduğu gibi – AB’nin gözlemcilerince kesintisiz bir şekilde izlenmesine izin verilecek mi?

Bu sürecin şeffaf olmasını istiyoruz. Fransa – şüphesiz korkunç bir terör saldırısı olmasına rağmen – tek bir terör saldırısı nedeniyle OHAL ilan etti. Biz on benzer terör saldırısı yaşadık ve OHAL getirmedik. Ancak şimdi çok ciddi bir durum içindeyiz. Avrupa ve uluslararası camiayla diyaloğa hazırız. İletişimi sürdürmeye ve her türlü soruyu cevaplamaya varız. Yakın işbirliğini amaçlıyoruz. Ancak Avrupalılar önyargılı olmamalıdır. Avrupalılar dolaylı olarak darbecileri meşrulaştırmaktan ve onları masum bir şekilde göstermekten uzak durmalıdır. Evet, OHAL ilan ettik – ancak burada günlük hayatta, insanların temel özgürlüklerinde herhangi bir kısıtlama fark ettiniz mi? Devletimiz OHAL’i halkına değil kendi kurumlarına uyguluyor. Halkımız konu hakkında espriler dahi yapıyor: eskiden OHAL olduğunda vatandaşlar evlerinden çıkamazdı. Bugün demokrasi ve Erdoğan lehinde ve darbeciler aleyhinde gösteri yaptıklarından dolayı evlerine giremiyorlar. Hatta bu gösteriler, Cumhurbaşkanımızı diktatör olarak niteleyen Avrupa’daki çevrelere de bir mesajdır.

Tekrarlamama izin verirseniz; çok sayıdaki suçluya karşı başlayacak olan davalarda AB’den gelen gözlemcilerin mahkeme salonunda bulunmasına izin verilecek mi?

Dışişleri Bakanı olarak yargılamaların seyri hakkında karar vermeye yetkili değilim. Bu tarz konulara ilişkin kararı yargı verecektir. Ancak Adalet Bakanlığı ile birlikte Dışişleri Bakanlığı olarak sürecin şeffaf olması için elimizden geleni yapacağız. Tabii binlerce, on binlerce dava olacak. Yargılamaların açık mı, kapalı mı olacağına yargımız karar verecektir.

Avrupa medyalarında “Erdoğan’ın idam cezasının geri gelmesine ilişkin tartışmada sözde halkın iradesinin arkasına saklanmak suretiyle popülizm yaptığı” yönündeki iddiaları Türk karşıtı bir kampanya olarak görüyor musunuz?

Demokratik ülkelerde halkın iradesi çok önemlidir. Bu günlerde siz de meydanlarda ve sokaklarda değil miydiniz? Oralarda çok insanın toplandığını ve “idam cezasını geri istiyoruz” şeklinde bağırdıklarını fark etmediniz mi? Binlerce SMS ve tweet alıyoruz. Bize “idam cezasını geri getirmezseniz, bir daha sizin partiye oy vermeyiz” diyorlar. Bu tür talepler darbeyi bizzat yaşamış, bombalanmış, tanklar altında ezilmiş ve helikopterlerle taranmış halktan geliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise yalnızca, eğer Meclis bu yönde bir karar alırsa, idam cezasının geri gelmesine yönelik bir yasayı imzalayacağını söyledi. Şimdi öncelikle ortamın sakinleşmesi gerektiğini söylüyoruz. Duygular yatışmalıdır. Ondan sonra her şeyi Mecliste diğer partilerle birlikte de ele alacağız. Bir taraftan halkın talepleri bizi ilgilendirmiyormuş gibi yapamayız; diğer taraftan ise bu kadar önemli bir kararı acele ederek almak istemiyoruz. Şu anda hiçbir karar resmen alınmış değil. Fakat Cumhurbaşkanı Erdoğan halkın taleplerini dikkate aldığında, buna popülizm denmemesi gerek. Çünkü Cumhurbaşkanının buna ihtiyacı yok. İnsanlar onu seviyor. Son olayların ardından popülaritesi yüzde 70’lere çıktı. Hatta muhalefet dahi darbe gecesi Erdoğan’ı televizyonda sağ salim görünce rahatladığını teslim etti. Fakat Cumhurbaşkanımız halkın taleplerine karşı kulaklarını kapamaz ve onları dikkatlice değerlendirir.

Halkın iradesine uyulsaydı muhtemelen Avrupa devletlerinin birçoğu da idam cezasını geri getirirlerdi. Avrupa bu şekilde daha iyi bir yer olur muydu?

Ben Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi (AKPM) Başkanı iken her zaman idam cezasının yanlış olduğunu vurguladım ve buna karşı olduğumu ifade ettim. Ama bütün bunları yapmış bir kişi olarak şimdi diyorum ki, halktan gelen şeye daha başından kulak kapamak yanlıştır. Ancak bu tür kararlar o anın hararetiyle alınmamalıdır. Belki bu konudaki karar bir halk oylamasıyla alınır. Bunlar çok ciddi meseleler. Biraz önce BM Genel Sekreteri Ban Ki-moon’la bu konu hakkında konuştum ve ona BM Güvenlik Konseyi’nin beş üyesinden ikisinin idam cezasını uyguladıklarını hatırlattım.

Ama Türkiye BM Güvenlik Konseyi’nin bir üyesi değil, AB’ye aday bir ülkedir ve idam cezasının geri getirilmesi durumunda kesinlikle AB’ye aday bir ülke olmayacaktır.

Biz Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesiyiz. Bu konularda AB’nin, Avrupa Konseyi’nden sonra konuşma hakkı var. AB bugüne kadar Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne bile taraf olmadı. AB’nin bu konuda bize ders vermeye hakkı yok.

AB’nin idam cezasının mevcut olduğu bir ülkeyle katılım müzakereleri yürüteceğine ciddi olarak inanıyor musunuz?

Ben farklı bir şeyden bahsediyorum. Tabii ki AB bizle idam cezası konusundaki tartışmaya ve diğer konulara ilişkin görüşlerini paylaşabilir. Ancak bize ders vermeye ve halkımızın taleplerine tehditlerle tepki vermeye çalışması iyi bir sonuç vermez. AB şunu söyleyebilir: “AB’ye aday bir ülkenin idam cezasını geri getirmesini istemeyiz. Bu bizim ortak değerlerimize karşıdır.” Bununla bir sorunumuz yok zira biz de kendi aramızda farklı düşüncelerimizi söylüyoruz. Ancak AB, 60 yıldır kapıda bekleyen bir ülkeyi aday ülke statüsünü kaldırmakla tehdit ederse birçoklarının bununla amaçladıklarının aksine sebep olabilir.

Çok da uzun olmayan bir süre önce “Balyoz” ve “Ergenekon” toplu davaları sürecinde yüzlerce suçsuz insan mahkûm oldu ve ancak uzun süre sonra serbest bırakıldı. Bu davaların idam cezasının bulunduğu bir Türkiye’de gerçekleştirildiğini düşünün.

Sevgili dostum, sorunuzu sanki idam cezası hâlihazırda karara bağlanmış gibi soruyorsunuz. Hâlbuki şimdiye kadar ortada yalnızca halkın bu konudaki talebi ve siyasetçilerimizin bazı açıklamaları var. Bu konuda herhangi bir karar verilmemiş, Meclis’te tartışmalar bile henüz başlamamış. Olmamış bir şey için bir kimseyi tersine ikna etmeye çalışmanın bir anlamı yok.

Mülakatı Michael Martens gerçekleştirdi."

2. "Çürük elmaları ayıklamak zorundayız – Türk Dışişleri Bakanı darbe sonrası sert muameleyi nasıl haklı kılıyor? Mevlüt Çavuşoğlu ile bir söyleşi”

“Türk hükümeti kendisini yanlış anlaşılmış hissediyor. Bu durum, Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 15 Temmuz akşamı savuşturulan darbe girişimi sonrası gazeteye trajik olaylar hakkında konuşmayı kabul ettiğinde özel kalemde de iyice hissediliyordu. Bakanı beklerken, bakanlığın önde gelen memurlarıyla yapılan konuşmada hep aynı sorular soruldu: Batı niçin Türkiye’nin silahlı ve çok sayıda ölünün olduğu bir darbeyi aşmasını takdir etmiyor? Batı medyası niçin yalnızca Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tedbirleriyle ilgileniyor ve hatta darbeyi sahneye koyduğunu iddia ediyor?

Gerçekten de yurtdışında kısmen, darbenin, OHAL koruması altında muhalefete karşı harekete geçmek için bir bahane yaratmak amacıyla uzun süre önce planlanan bir senaryo olduğu iddia edildi. Bu tezi garip bulmak için Türk Cumhurbaşkanının hayranı olmaya gerek yok. Ankara’da darbe gecesini bizzat yaşayan çok sayıda batılı diplomat da tek sesle teyit ediyorlar: Çok sayıda sorunun havada kalmasına rağmen darbe gerçekti. Örneğin darbeciler niçin meclisi bombaladılar, fakat Cumhurbaşkanlığı sarayını bombalamadılar?

Erdoğan’ın “Adalet ve Kalkınma Partisi”(AKP), dünyanın AKP’nin olayın seyrine ilişkin yaptığı açıklamadan niçin şüphe duyduğunu anlamakta zorlanıyor. Bu anlatıya göre, yaklaşık 20 yıldır Amerika’da bir çiftlikte yaşayan 75 yaşındaki yaşlı bir imam, Erdoğan’ı devirmek için okyanusun üzerinden 8.500 kilometre uzaklıktaki Ankara’da tankları, savaş uçaklarını ve askerleri harekete geçirmiş. Fakat AKP sözünden dönmüyor ve İmam Fethullah Gülen’in bir “terör çetesinin” başı olduğunu ve Türkiye’ye iade edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Çavuşoğlu da bu konuda ısrarlı; mülakatta “Ankara, Gülen’in Türkiye’ye iadesinin ne zaman gerçekleşeceğini ümit ediyor” sorusuna “Adalet Bakanlığımız bu konuda en hızlı şekilde çalışıyor. Ancak tabii ki tüm belgelerin ve delillerin toparlanması biraz zaman alacak. Fakat kısa bir süre içinde her şey tamamlanmış olacak ve sonra hemen tüm delilleri ileteceğiz. ABD’den beklentimiz belgeler ulaşır ulaşmaz Gülen’i iade etmesidir” cevabını veriyor.

Türkiye ve ABD arasında yargı alanındaki işbirliği anlaşmalarına işaret eden Çavuşoğlu, bugüne kadar ABD ile iadeler konusunda iyi bir işbirliğinin olduğunu belirtiyor ve “Ancak ortağımızın özellikle şimdi yükümlülüklerini hızlı bir şekilde yerine getirmesi önem arz etmektedir. Zira bu geciktikçe Türkiye’de maalesef ABD karşıtlığı artıyor. Türk insanının müttefik bir ülkeyi düşman olarak görmesini istemeyiz. Çünkü bu ne bize ne de ilişkilerimize fayda sağlar. Ancak maalesef bu yönde ciddi bir eğilim görüyoruz. Televizyonda ABD’yi müttefik olarak nitelendirdiğimde, bana, böyle bir ülkeye niye dost diyorsunuz diye yüzlerce mesaj geliyor. Bu gerçekten çok ciddi ve hassas bir konudur” diyor.

Ankara’nın resmi anlatımına bakılırsa, Türkiye’de kamu hayatında “Gülencilerin” nüfuz etmediği hiçbir alan kalmamış. Hatta Dışişleri Bakanlığında dahi iki büyükelçi teröristmiş. Çavuşoğlu, bunun nasıl tespit edildiği sorusuna “Maalesef birçok adamları sistematik olarak benim Bakanlığıma da sızdı – özellikle 2008-2013 yılları arasında. Bu nedenle Dışişleri Bakanlığında da Gülen ile bağlantıları olan kişiler vardı. Geçen sene 34 kişi tespit etmiştik. Örneğin Bakanlığa girmek için sınav sistemi değişiyor. Evvelce kompozisyon yazılması gerekiyordu; daha sonra ise doğru cevapların işaretlenmesi gereken sınav türüne geçiliyor. Bakanlığımıza sızan kişilere sorular ile birlikte cevaplar önceden veriliyor. Şimdi her şeyi araştırmaktayız. Açığa aldığımız iki Büyükelçi de bunları organize eden kişiler. Emniyetten ve diğer kurumlardan müttefiklerini bizim Bakanlığımıza da yerleştirdiklerini tespit ettik. Tüm bunları titizlikle değerlendiriyoruz, çünkü hiç kimseyi çabuk ve haksız yere suçlamak istemiyoruz. Ancak örneğin, Bakanlığımızda bulunan bir adamlarının Türkiye’nin değişik bölgelerindeki ve keza bu örgüte mensup imamlarla yüzlerce telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini tespit ettik. Ben bu kişilerin 15-16 Temmuz gecesinde aktif bir şekilde darbeye iştirak ettiklerini söylemiyorum. Ancak onlar darbe girişiminde bulunan terör örgütüne bağlı kişiler” yanıtını veriyor.

Ama görevden uzaklaştırılan 2.700 hâkim ve savcının isimlerinin yer aldığı listeler darbe teşebbüsünden çok önce oluşturulmamış mıydı? “Tabii ki bu isimler önceden belliydi. Ve onlarla ilgili hukuki süreç işliyordu. Ancak darbe teşebbüsünden sonra risk alamazdık. O yüzden Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu bu kişilerin hemen açığa alınması kararını verdi. Aksi takdirde hukukun üstünlüğü ve yargının bağımsızlığından bahsedilemezdi.”

Bakana bağlantı sorusu: Şayet Bakanın söylediği gibi, en üst ve üst mercilerdeki görevlerde bu denli çok terörist ve terör sempatizanı bulunuyorsa, Türk devletinin bugüne kadar nasıl işleyebildiği sorusu akla geliyor. Çavuşoğlu, bu terör örgütüne sempati duymanın başka bir şey, doğrudan örgüte bağlı olmanın ve Pensilvanya’daki şahıs -Fethullah Gülen’i kastediyor- ne derse onu itaatkâr bir biçimde yapabilecek derecede bağlı olmanın başka bir şey olduğunu söylüyor. Çavuşoğlu ısrarlı : “Gülen’den talimat alanları stratejik noktalardan temizlemezsek o zaman zafiyete uğrarız. Onları 2013 yılından itibaren polis teşkilatından temizlemeseydik, polis bugün darbeye karşı kararlı direnişini sergileyemezdi. Çok şükür bu direnişe şahit olduk. Bunlara bağlı hâkimler ve savcılar da Anayasaya ve kanunlara göre çalışmayıp, onun yerine birçok insanın hayatını kararttılar.”

Çavuşoğlu bu bağlamda Gülen örgütünün “en yakın müttefiki” ve “kan kardeşi”ne geliyor: PKK. Çavuşoğlu “Gülen’den talimat alanlar PKK’ya istihbarat dahil her türlü desteği verdiler. Güneydoğu Anadolu’da PKK’ya karşı mücadelede görev yapan bazı asker ve polislerin de Pensilvanya ile bağlantıları ortaya çıktı. Dolayısıyla bunların uzaklaştırılması askeri ve polisi güçlendirecektir. Çürük elmaları ayıklamamız gerekiyor” diyor.

PKK ve Gülen işbirliği mi yaptı? Bu iddia, Türkiye’deki gelişmeleri takip eden herkes için tuhaf bir iddia. Gülen’in kökleri hem İslam’da, hem de yandaşları bunu saklamak isteseler de, milliyetçilikte yatıyor. 1980 yılında binlerce kişinin tutuklandığı ve çok sayıda insanın öldürüldüğü askeri darbeden sonra Gülen generalleri desteklemiş, “haçlılara”, “Cizvitlere”, “batılı filozof ve ideolojilerin, alkolün ve şehvetin zehirine” kızmış ve muhaliflerin öldürülmesini yıllar sonra dahi methetmişti: “O zamanlar birçok solcu öncü hak ettikleri cezayı aldılar”.

Gülen eski yazılarında solculara ve Kürt eylemcilere, özellikle de PKK’nın aşırı solcu-milliyetçi terörüne karşı çıkıyor. Şimdi bu arka plan ışığında, PKK’yla çoktan durdurulmuş olan görüşmeleri kendi basın organlarında da lanetleyen Gülen hareketinin bu Kürt çetecilerle işbirliği yapmış olması mantıklı mıdır? PKK’yla yürütülen gizli görüşmeler, yargı içindeki Gülen’e sadık unsurları Erdoğan’a karşı harekete geçmeye sevk etmedi mi? Çavuşoğlu onaylıyor: “Elbette. Bu görüşmelerin amacı PKK terörünü bitirmekti. Ve Gülenciler bu görüşmeleri kaydederek kamuya sızdırdılar. İstihbarat Servisi Başkanımız Fidan’a karşı bir dava üzerinden dönemin Başbakanı ve hâlihazırdaki Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a ulaşmayı istediler. İddianameler önceden hazırdı. Türkiye’de kargaşa oluşturmayı, terörü devam ettirmeyi, devleti ve sistemi zayıflatmayı istediler – Fethullah Gülen’i yurtdışından devletin başına getirmek amacıyla. Ankara’daki sarayını bile hazırlamışlardı.”

Mantıklı birisi Türkiye’nin darbecilere karşı harekete geçme hakkını sorgulamaz. Ancak, insan hakları avukatı Orhan Kemal Cengiz ya da yayıncı Şahin Alpay gibi tutukluların terörist ya da darbeci olabileceklerine inanmak biraz zor. Çavuşoğlu yanıtlıyor: “Geçtiğimiz günlerde benim de bazı tanıdıklarım gözaltına alındı. Ama ben rahatım: Bu kişilerin sadece polis tarafından ifadeleri alınıyor. Bunun sonucunda gerçekten darbecilerle temasları olduğu ortaya çıkarsa adli süreç başlatılır, yoksa bırakılırlar. Bakanlar olarak, Bakanlar Kurulunda birbirimize hep söylüyoruz: Darbeye iştirak edenler hakkında adli işlem yapılsın. Ancak durumu fırsat bilerek suçsuz kişilere yönelik haksız ithamlarda bulunan iftiracılar konusunda da dikkatli olmalıyız. O nedenle tüm iddiaları dikkatli inceliyoruz.”

Türk Dışişleri Bakanı Avrupa medyasını bunun tam aksiyle suçluyor ve “Olaylar hakkında çok önyargılı haber yapıyorlar. Türkiye’ye karşı adeta bir kampanya var. Genel olarak Avrupa’daki medya beni çok ciddi hayal kırıklığına uğrattı. Bu darbe girişiminin bir kurgu olduğuna dair yorumlar var. Bundan daha taraflı ve yanlı olunamaz” diyor."

3. "Çavuşoğlu: Vize serbestisi için net bir tarih bekliyoruz"

"Sayın Bakan, daha geçen Ocak ve Şubat ayında günde yaklaşık 2.000 yasadışı göçmen Yunan adalarına geliyordu. Geçen ay bu rakam yalnızca 50 idi. Bu aşamaya nasıl ulaşıldı?

Her şeyden önce 18 Mart’ta AB ile Türkiye arasında yapılan anlaşma bu rakamın düşmesine sebep oldu. Hem insan kaçakçıları hem de onlara para verenler, başka bir değişle kurbanları, şunu gördü: Adalara gitseler bile, geri gönderilecekler. Ayrıca, kaçakçılarla mücadele dahil olmak üzere, Türkiye’de çok ciddi tedbirler aldık. Kaçakçılığa teşebbüs etmeyen insanlara, AB ülkelerine doğrudan yerleştirilme umudu verilmiş olması da, rakamların azalmasını sağladı. Ege’deki NATO misyonu da belirli ölçüde psikolojik etki yaratmış olabilir, ancak belirleyici unsur bu değildi.

Avrupa’da bazı çevreler, Türkiye’nin Ekim ayına kadar vize muafiyetine sahip olmaması durumunda, sınır güvenliğine ilişkin önlemlerin yeniden gevşemesinden endişe ediyor. Bu, haklı bir endişe midir?

2013 yılında Geri Kabul Anlaşması ile bağlantılı olarak vize serbestisine ilişkin anlaşmayı imzalamıştık. Ayrıca Mart ayında AB ile, Türkiye’ye geri getirilen her Suriyeli karşılığında başka bir Suriyelinin bir AB ülkesine yerleştirilmesinin öngörüldüğü anlaşmayı imzaladık. Bu formül işliyor. Ancak bunların hepsi vize serbestisine bağlı. Bu husus da 18 Mart tarihli anlaşmanın bir parçası. Bu bir tehdit değil. Eğer vize serbestisi uygulanmazsa, biz de Geri Kabul Anlaşmasını ve 18 Mart’ta imzaladığımız anlaşmayı bir kenara bırakmak zorunda kalacağız.

Yunan iltica makamı hâlihazırda, Türkiye’nin güvenli üçüncü ülke olmadığı görüşünü savunduğu için hiç kimseyi geri göndermemektedir.

Bu doğru değil. Şu ana kadar geri gönderilen insanların sayısı ortada. 468 kişi geri gönderildi.

Bu, hiç de yüksek bir rakam değil.

Anlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra adalara ulaşan kişilerin sayısı da hiç de yüksek bir rakam değil. Ayrıca, Yunanistan ile de ikili Geri Kabul Anlaşmamız var. Bu anlaşma çerçevesinde bu yıl içerisinde 1.000’den fazla kişiyi geri kabul ettik. Yunanlar bu işbirliğinden memnunlar. Yunan mahkemelerinin, insanları geri göndermeye karar verip vermemeleri ayrı bir konu. AB ile yaptığımız Geri Kabul Anlaşmasının geleceği bağlamında ise, vize serbestisi için net bir takvim bekliyoruz. Bu, Ekim başı ya da ortası olabilir. Ancak net bir tarih bekliyoruz."

Pazartesi - Cuma

08:30 - 17:00

E-PASAPORT, VİZE, ASKERLİK, NOTER, NÜFUS ve VATANDAŞLIK işlemleri için www.konsolosluk.gov.tr adresindeki randevu modülünden randevu alınması gerekmektedir (Randevu sistemi ‘gmx, web’ uzantılı mail adreslerini tanımamakta olup, randevu almak için kullanılacak mail adreslerinin ‘hotmail, yahoo, gmail’ uzantılı olması gerekmektedir.).
1.1.2018 1.1.2018 Yılbaşı Tatili
13.2.2018 13.2.2018 Karnaval Günü
30.3.2018 30.3.2018 Paskalya Arifesi
2.4.2018 2.4.2018 Paskalya
1.5.2018 1.5.2018 İşçi Bayramı
10.5.2018 10.5.2018 Hz. İsa'nın Göğe Yükselişi
21.5.2018 21.5.2018 Küçük Paskalya
31.5.2018 31.5.2018 Yortu Bayramı
15.6.2018 15.6.2018 Ramazan Bayramı-1. Gün
21.8.2018 21.8.2018 Kurban Bayramı-1. Gün
3.10.2018 3.10.2018 AFC Milli Günü
29.10.2018 29.10.2018 Cumhuriyet Bayramı
25.12.2018 Dini Tatil-1. Noel Günü
26.12.2018 26.12.2018 Dini Tatil- 2. Noel Günü
1.1.2019 1.1.2019 Yeni Yıl